Selcen Ergun, Kar ve Ayı’nın Karanlık Beyazlığı

Filmin tüyler ürpertici açılış sahnesinde, uçsuz bucaksız ve karla kaplı bir ormanın virajlı yollarında dönen bir arabanın peşindeyiz. Henüz arabada kimin nereye gittiğini bilmediğimiz sahnedeki beyazlık gözümüzü kamaştırıyor. Dönemeçleri izleyerek ormanın büyüsüne kapıldığımız sahne, bana William Butler Yeats’in İkinci Geliş (1919) şiirinde, döndükçe büyüyen ve okuyucuyu içine çeken girdabını hatırlatıyor.

Elif Şafak, Kayıp Ağaçlar Adası’nda Kaybolamayan Okuyucu

Neden savaşlar hep aşk üzerinden kurgulanır? Isabel Allende, Denizin Uzun Taçyaprağı’nda (2019) İspanya İç Savaşı’nı (1936-1939) ve Elif Şafak, Kayıp Ağaçlar Adası’nda (2021) 1974 Kıbrıs Harekatı’nı imkânsız aşklar üzerinden anlatıyor. Politik çatışmaların yarattığı fiziksel, psikolojik ve coğrafi yıkımlara dikkat çekmek için okuyucunun duygularına hitap etmek çok etkili bir tekniktir. Allende’nin hikayesinde, bir doktorun savaşta ölen abisinin karısıyla yaptığı evlilik onaylanacak mı diye düşünürken cumhuriyetçiler ve milliyetçiler arasındaki korkunç çatışmayı öğreniriz. Şafak’ın romanında Türk ve Rum sevgililere sempati duyarken savaşın 2000’lerde İngiltere’ye taşınmış çifti ve 2010’ların sonunda kızlarını bir gölge gibi kovaladığını görürüz. Okuyucu, geçmişin travmalarına şahit olurken her türlü zorluğa göğüs geren aşklar da göklere çıkarılır. Bu sebeple aşka bel bağlamayan savaş anlatıları beni daha çok etkiler. 

Terzi: Bir Evsizlik Hikayesi

Cem Karcı’nın yönettiği Netflix dizisindeki evsiz, yersiz, yurtsuz karakterler, dikilmemiş bir kumaş gibi. Domestik ideolojide ev, dört duvardan ibaret bir bina değil, aileyi dış dünyadaki tehlikelerden sakınan bir yuvadır. Evlatlık verilen, terk edilen ya da çocukken şiddet gören karakterler, kendilerini evde hissetmiyor. Senaryosunu Rana Mamatlıoğlu ve Bekir Baran Sıtkı’nın yazdığı dizide, aile sevgisinden mahrum Türkler de Rumlar da kimsesiz.

Aşk Masalları: Ya Çok Seversen ve İlk ve Son

Mucizevi aşk masalları, seyircilere bir gün ruh ikizlerini bulma ümidini aşılar. Ye Dua Et Sev (2010) filminde boşandıktan sonra mutluluğu Bali’de arayan Elizabeth’in (Julia Roberts) karşısına yakışıklı Felipe (Javier Bardem) çıkar. İngiltere ve Amerika’da yaşayan iki kadının sorunlu ilişkilerinden kaçmak için evlerini bir süreliğine takas ettiği Tatil (2006) filminde ise Londra’ya taşındığı ilk gün Amanda’nın (Cameron Diaz) kapısını Jude Law çalar. 

Ayşe Kulin, Yarın Yok: Geçmiş Günümüzde

Ayşe Kulin’in Yarın Yok romanında, “Nutregon gazının kullanıldığı Felaket Savaşı ertesinde, Hayırlı Uyanış’tan” 121 yıl sonra Dünya’da Merkez Şehir Devleti’ndeyiz (7). Bu distopik hikâyede uyanış pek de hayırlı değil. Devletin çıkarlarının, her daim çalışkan ve ahlaklı olması beklenen insanlardan üstün tutulduğu yaşamda herkes mutsuz. Günümüzden yüzyıllar sonra geçen roman aslında bizi geçmişimize doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Farklı dönemlerde yaşamış bilim kadınlarının, kapitalist, ırkçı ve ataerkil ideolojilerle nasıl boğuştuğuna şahit olurken tarihin tekerrürden ibaret olduğunu hissediyoruz. 

error: Content is protected !!
Verified by MonsterInsights